Turk ozani Sefil Selim
SEFİL SELİMÎ VE EZGİLERİ
Yüzyıllardır Orta Asya’dan günümüze kadar süregelen âşıklık geleneği, kültürümüzün can damarlarından biridir. Türk tarihinin derinliklerine inildiğinde, bilinen en eski ozan Dede Korkut’tur. Dede Korkut, dilinde sözü elinde kopuzu ile devletin ulu sesi olmuştur. Hakanın yanında itibar görerek sözünü dinletmiş düzenlenen törenlerin vazgeçilmez siması olmuştur. Bugün kullandığımız Türk halk sazı bağlamanın atası olan kopuz, yıllar yılı âşıklara yarenlik yaparak geleneğimizin bugünlere gelmesinde önemli rol oynamıştır.
Dünyada geniş coğrafik dağılımıyla Asya ve Avrupa’ya yayılan Türklerin bu kıtalara götürdükleri en önemli varlıkları dili ve geleneğidir.
İşte bu bağlamda bu kitapta bir uğraşın, bir devr-i daimin, bir zincirin son halkalarının oluşumuna katkıda bulunmak istedim. Belki biraz karamsar bir tablo çizmiş olabilirim. Ancak günümüz Türk kültüründeki dejenerasyonun hızla ilerlemesi durumunda gelecek zamanda ya folklorik değerlerin varlığı azalacak ya da dünya milletlerinin birbirine kaynadığı ve asimile olduğu bir folklor yapısı ortaya çıkacaktır.
İşte Batılı gibi konuşulduğu, Araplar gibi şarkı-türkü söylendiği günümüz Türkiye’sinde bir Sefil Selimî’nin varlığından söz etmek bana onurlu bir savaş ve mücadele gibi gelmekte. Sefil Selimî üzerine bugüne kadar dört kitap ve iki mezuniyet tezi hazırlanmıştır. Bunları hazırlanış yıllarına göre şöyle sıralayabiliriz:
1. Abdullah Satoğlu, Âşık Sefil Selimî, Yar Badesi, Kayseri, 1963.
2. İbrahim Aslanoğlu, Âşık Sefil Selimî, Yalınkat, Sivas, 1978.
3. Murat Özdemir, Âşık Sefil Selimî’nin Şiirleri Üzerinde Bir İnceleme, Erzurum, 1982.
4. Âşık Sefil Selimî, Kul Yanmasın, Kültür Bakanlığı Ankara, 1989.
5. İhsan Kılıç, Âşık Sefil Selimî’nin Hayatı-Sanatı-Şiirlerinden Seçmeler, Erzurum, 1993.
6. Doğan Kaya, Âşık Sefil Selimî-Çobanın Can Pınarı, Sivas , 1996.
Hazırlanan eserlerde Sefil Selimî hayatı ve sanatı açısından en ince ayrıntılarına kadar değerlendirilmiştir. Eksik olan bir şey vardı ki o da rinde çalıştığımız âşığın ezgilerinin değerlendirilmesiydi. Bu bakımdan ben de o çalışmaların devamı olarak gördüğüm bu eserimde Sefil Selimî’yi türküleri ve ezgileri açısından değerlendirmeye çalıştım.
Sivas’ın Şarkışla ilçesinden olan Âşık Sefil Selimî, yaşayan ozanlarımızın en önde gelen simalarındandır. O, Yunus’un, Emrah’ın, Karacoğlan’ın, Sümmani’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Ruhsati’nin ve Âşık Veysel’in devamı, onların yaşayan bir sulueti gibi, öp öz Anadolu coğrafyasının kıraç düzlüklerinde yükselen, tüm çıplaklığıyla yüreğimizi sızlatan sıra dağlardan son bir tepedir. Sefil Selimî’nin manevi dünyası bambaşka bir haldedir. Tüm insanlığı büyük bir sevgi ile kucaklayan dünyasında kelimeler en güzel söz dizimleriyle karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir zaman lafa-söze daralmayan Sefil Selimî’nin kelime dünyasındaki sözler, birer sanat harikası halinde nakış nakış bir araya gelerek bizi, mana denizinde yüzdürür.
Saz çalmayı kendi kendine öğrenen Sefil Selimî’nin sazdaki ustalığı, teknik açıdan çok da iyi değildir. Saz, sözün daha anlamlı ve daha kalıcı olması için bir araçtır. Saz çalarken ezgiden ziyade hayalleme kısımlarına önem verir. Sesini ise, oldukça iyi kullanmaktadır. Tam bir şan tekniği ile diyaframını çalıştırıp nefesini, daha sonra vokal hale getirmektedir. Genelde karar sesi olarak piyano “sol” sesini kullanır. Bu yüzden zaman zaman tenor diyebileceğimiz ses sınırını zorlamaktadır. Yöresel ağız olarak, memleketi Şarkışla’nın Kayseri’ye yakın olmasından dolayı, Kayseri ağzına yakın olup Orta Anadolu ağız özelliklerini taşır.
Sefil Selimî’nin türkülerin çoğu hüseyni dizisindedir. Bazen Garip (Hicaz), bazen bozlak (kürdi), bazen muhalif yada tatyan (segah ve hüzzam) bazen de kalenderi (saba) ayaklarını (makamlarını) kullanmaktadır. Ancak onun söylemiş olduğu türküler (ki özel arşivimde meclislerde irticalen söylediği sekiz kaseti var) tamamen tespit edilmiş olsaydı onlarca kasete ancak sığardı.
Ben bu parçaların içerisinden 26 türküyü notaya aldım (Diğer türküleri ise daha sonraki çalışmalarda ele almayı düşünmekteyiz.) Ayrıca 87 adet şiirine de bu kitapta yer verdim. Böylelikle burada kaydettiğimiz şiirlerin sayısı 113’ye ulaştı.
Sefil Selimî’nin kültürümüze yapmış olduğu bu değerli katkıyı takdir ederken, bunun diğer âşıklarımıza da yol gösterici olmasını umut ediyorum. Birbirinden güzel bu 26 türkü, dilerim, çok değerli TRT-THM Koroları, Kültür Bakanlığı Devlet THM Korolarında görev yapan sanatçılara ve Devlet Konservatuarındaki çok değerli öğretim görevlilerine ve öğrencilerine, diğer, sanata ve bu kültüre ilgi duyan kişilere kaynak olur.
Yeri gelmişken, burada çok önemli bir hususu da açıklamayı görev biliyorum. Üzerinde çalışılması gereken konulardan birisi olan âşıklık geleneği alanında Anadolu’nun hemen her yöresinde Sefil Selimî gibi çok değerli ozanlar ve âşıklar geleneği yaşatmaya çalışmaktadır. Bugün, TRT-THM Repertuarında yaklâşık 4500 türkü bulunmaktadır. Oysa derlenmeye ve araştırılmaya hazır en az 10.000 türkü, onları derleyip notaya alacak değerli diğer uzman kişileri beklemektedir. Her âşık, neredeyse bir tez konusudur. Türk Müziği Devlet Konservatuarı öğretim üyeleri nezaretinde öğrencilere hazırlattırılacak bitirme tezleriyle, büyük oranda kültürümüze katkı sağlanabilir. Böylelikle, hem onları yaşatmak, hem okudukları türküleri tespit etmek, hem de Türk folkloruna hizmet etmek açısından önemli bir görev yerine getirilmiş olacaktır. Yapılacak bu tür değerli çalışmalar, geleneğin yaşatılması uğruna verilen savaşta önemli bir yer tutacaktır. Yazılan kaydedilen önemli belgeler uzun yıllar saklanabiliyor. Bence, ozanlarımızın ve âşıklarımızın söylediği türküleri notaya almak, onları gelecek tarihe taşıyacak en önemli belge olacaktır. Günümüz de ticari kaygının hızla yükseldiği müzik piyasasında her şey, sipariş üzerine gerçekleşmektedir. Oysa bu kadar teknolojik imkân ve bu kadar bilgili ve eğitimli genç varken, onların ticari kaygılarla yaşayıp kendilerini bu sipariş paketinin içerisine atmaları ne kadar acı bir durumdur. Otantik müziğin yaşatılması üzerine çok önemli kaynak şahıslar, mahalli sanatçılar araştırılmayı beklerken, teknik açıdan eğitimini üst seviyeye çıkaran insanların, türkülerin otantikliğini yakalamak uğruna yapmış oldukları bestelerinin ticari bir ürüne malzeme olması kadar vahim bir durum olamaz. Yapılan o tür beste çalışmaları, gerçek anlamda asla başarılı olmamış, Ticari başarıyı yakalamış müzik şirketlerinin kârı olarak algılanmış; bir zaman sonra da bu çalışmalar süratle unutulmuştur. Âşıklarımıza yapılan saygısızlık onların türküleri onlara sorulmadan, onlara “Bir ekmeğe ihtiyacın var mı?” denilmeden izinsiz olarak alınıp kullanılmış, kasetlerde adları bile etiket edilmemiş acı içerisinde makus talihine terk edilmişlerdir. Türk töresinde hakana akıl danışmanlığı yapan Dedem Korkut bugün yaşamış olsaydı kendini kime nasıl anlatacaktı. Elbetteki âşıklarımızın ve ozanlarımızın türkülerinin notalarını içeren yayımlar mevcuttur. Bu konuda iyi bir araştırma yapmama rağmen, bunların çok az sayıda olduklarına şahit oldum. Çok sayıda sanatçı enflasyonunun yaşandığı günümüz Türkiye’sin de bu kadar az sayıda kitaptan söz etmeye hicap duyuyorum. Elbetteki bu konuda sorumluluk hissetmek dejenerasyona uğramamış, sanatını ilmi metot ve sistemle ışıklandıran ve Türk töresine inanan ve onu yaşatmak azminde olan sanatçı bilim adamlarına düşmektedir.
-1-
LEYLA NEDİR Kİ YANINDA
Hiç kimse benzemez sana,
Leylâ nedir ki yanında!
Mecnunda hak verir bana,
Leylâ nedir ki yanında!
Ferhat-Şirin olsa şaşar,
Görse ayağına düşer,
Mevlâ seni sende yaşar,
Leylâ nedir ki yanında!
Gam çekersen güneş doğmaz,
Gökten yere rahmet yağmaz,
Gözlerin tarife sığmaz,
Leylâ nedir ki yanında!
Baldan leziz lafın batmaz,
Sen uyursan şafak atmaz,
Nutkum durur, dilim tutmaz,
Leylâ nedir ki yanında!
Gücüm artar, ilmim artar,
Aşk ver gafletimden kurtar,
Saç telin bin Leyla tartar,
Leylâ nedir ki yanında!
Dara düştüm, zora düştüm,
Adını söylerken coştum,
Seninle ben beni aştım,
Leylâ nedir ki yanında!
Rüzgâr yalamasın seni,
Ecel alamasın seni,
Zaman silemesin seni,
Leylâ nedir ki yanında!
Kerem,Yunus, Mansur gelmiş,
Hepsi pek fazla ün almış,
SELİMÎ bir güzel bulmuş,
Leylâ nedir ki yanında!
-2-
KAÇ
Gösteriş yapan,
İnsanlardan kaç.
Maddeye tapan,
Şeytanlardan kaç.
Pis maval okur,
Eylemez şükür,
Taşımaz fikir,
Maymunlardan kaç.
Olur çok yaman,
Dikkat et aman,
Menfaat uman,
Meydanlardan kaç.
Çevirdim tarih,
Oldum müsterih,
Ne Ay ne Merih,
İsyanlardan kaç.
Birkaç cümle laf,
Duyan çekmez of,
Cahil olur kof,
Nadanlardan kaç.
Al sermaye et,
Gönlü eyler fet(h),
SELİMÎ’ye yet,
Odunlardan kaç.
-3-
AŞK ADI
Aşk adı verilen izahsız duygu,
Bütün sözlerimin bittiği yerde.
Hakiki olmayan niza(h)sız duygu,
Güneşin doğduğu battığı yerde.
Sevmekle sevilmek, çoğuna ırak,
Her kime anlatsam, diyor ki bırak,
Daima bir şeyi ederim merak,
Hep onu ararım yittiği yerde.
Kim ne derse desin palavra olur,
Hakk’a gönül veren yalınız kalır,
Her belâ her çile âşıka gelir,
Hiç kimse yatamaz yattığı yerde.
Yaşanır görülmez tariften öte,
Can vermiş kan vermiş kemiğe ete,
Bu SEFİL SELİMÎ işlemez hata,
Sekiz cennet vardır gittiği yerde.
-4-
TAS İLE
İster iç ister içme, can suyunu cancıdan
Günler doldurur verir, zaman adlı tas ile.
Ya uyur ya uyanık, bir bahane aniden,
Sesler duyar inlersin acı acı ses ile.
Hoş görünen renk solar, batar ocağın barkın,
Geride kalanların kalır kara yas ile.
Gâhi bağlar dağ olur, gâhi dağlar bağ olur,
Oynatır eylendirir, neşe ve heves ile.
Pek çok eyyam savuşur, çağlar çağı devirir,
Birbirine eş olur, ahenkli kısas ile.
Zaruridir bu yere, bu tarzda gelip gitmek,
Tabiat kanunudur, bozulmaz esas ile.
Yere göğe sığmayan, başlara taş dikilir,
Hesabın sonu gelir, on arşın libas ile.
Yalan dünya dediğin, senden sona kalacak,
Seni epey oynattı, ufacık bir fes ile
Öyle böyle der iken gün savuşmuş olacak,
Mezarın örtülecek, toprak ile kis ile.
Ömür basamağında dikkat et felâket var,
Ey SEFİL SELİMÎ, sen yürü akıl us ile
-5-
AÇIK GÖZÜME
Sihirli mühürlü bir kapıdayım,
Gâhi örtük, gâhi açık gözüme.
Esrara bürünmüş bir yapıdayım,
Gâhi mamur, gâhi açık gözüme.
Gördüğüm her şeyde ararım mânâ,
Esrarla hikmetle kalırım dona,
Her varlık mahsustur yalnız ona,
Gâhi büyük gâhi küçük gözüme.
Yoruldu mantığım kurudu zekâm,
Hakk’ın boyasına yetmiyor rakam,
Sarmış bu alemi top yekün bekam,
Gâhi bin gâhi buçuk gözüme.
Çeşitli kılıkta o verir emir,
Kendi düzeninde fikri hür amir,
Yaptığını eder, eliyle tamir,
Gâhi binâ, gâhi saçak gözüme.
SEFİL SELİMÎ’nin derdi var köklü,
Haksız gözükür ya tamamen haklı,
Aradığı hakan adem’de saklı,
Gâhi emir, gâhi köçek gözüme.
-6-
MUHAMMET SEVERDİ
Muhammet severdi o yüzden sevdim,
Dışladılar beni, Alici diye.
Ancak bin yönünden birini övdüm,
Taşladılar beni, Ali’ci diye.
Gerek Aleviler gerek Sünniler,
Duymak ister, avutucu ninniler,
Yüreği kinliler, eli kanlılar,
Boşladılar beni, Ali’ci diye.
Gönül katlanmıyor, gözüm görüyor,
İnsan ne yitirmiş, neyi arıyor,
SEFİL SELİMÎ’ye herkes vuruyor,
Haşladılar beni Ali’ci diye.
-7-
TACI
Yağ yakmayı bilmeyenler ne yapsın!
Etek öpen boyun, büken baş tacı.
Ala-bula olmayanlar ne yapsın!
Yoldan çıkan, ev bark yıkan baş tacı.
Doğrular dürüstler temizler paklar,
Yüreği aşk dolu yüzleri aklar,
Arı-duru olan kendini saklar,
Ayıp yapan insan, yakan baş tacı.
Üç-beş bin satırla denemez denmez,
Her zehir yense de bu zehir yenmez,
SEFİL SELİMÎ’nin sırtından inmez,
Nefse tapan, kurşun sıkan baş tacı.
-8-
VAR MI
İlmi batın hocasını
Evvel ahir bulan var mı?
İmanın aşk hecesini
Okuyup da bilen var mı?
Elestüde ikrar verip
İrfan okuluna girip
Hakikat sırrına erip
Dosta konuk olan var mı?
Muhammet Ali’ye yanan,
Ehl-i beyt’i özden anan,
Ab-ı kevserine kanan,
Testisini dolan var mı?
Buraklara binip gezen,
Ummanlara dalıp yüzen,
Kalbine Kuran’ı yazan,
Pirden destur alan var mı?
Ehline uğrattım yolu,
Ademe demişim “Beli”
SEFİL SELİMÎ bir deli,
Sözlerinde yalan var mı?
-9-
ÇATLATTI
Siyasi arena, gır gır geçiyor,
Halkımızı, güle güle çatlattı.
Maazallah her taraf ataş saçıyor,
Yaktı bizi, hopur hopur hotlattı.
Zarar çeken ülkede, göz yumanlar kim?
Çete başları var, vatana hakim,
Organ alır satar, yük tutar hekim,
Pek çok hastayı da soydu atlattı.
Köyde çift sürerken, öküz koşardık,
Karnımız doyardı, güler coşardık,
Yan yana, can cana durur yaşardık,
Kimler geldi, kapımızı kitletti?
Yalan yalancıya, tabut sediye,
Partilerden vatandaşa hediye,
Ayarlama diye, tedavi diye,
Zamlar vurdu, ödümüzü patlattı.
Devlet babamıza fidyeler verdik,
Yemedik yedirdik, sancıya girdik,
Ey SEFİL SELİMÎ, söyle ne gördük?
Çalan çırpan kendisini kutladı.
-10-
SU GİBİ
Gerici yobazlar cahiller korkar,
Cumhuriyet, yosun tutmaz su gibi.
Hakkı hakikati bilmeyen ürker,
Cumhuriyet, akar bitmez su gibi.
Bölücü sadistler, sapkınlar duysun,
Aydınlar yazarlar, anlatsın saysın,
İnsanım diyenler, terslikten caysın,
Cumhuriyet, çeker yutmaz su gibi.
Bizlere verdiği nimetleri çok,
Bu güzel sistemin eksik yanı yok,
Bozguncu hainler geçirse de şok,
Cumhuriyet, hasta etmez su gibi.
Yetmiş beşinci yıl mübarek olsun,
Yaşayan her kişi, ondan ders alsın,
Tahtı tacı, baki ebedi kalsın,
Cumhuriyet, kaynak yitmez su gibi.
Kahpenin hoşuna gitmez baş tacı,
İzaha sığmıyor, kuvveti gücü,
Meyvesi en tatlı hayat ağacı,
Cumhuriyet, acı katmaz su gibi.
Söylenmesi pek zor ne günler gördük,
Adı tarih olan şehitler verdik,
O geldikten sonra huzura erdik,
Cumhuriyet, köpük atmaz su gibi.
Beyni sakatlara, ağır sözüm var,
Düzeninde her müşküle çözüm var,
Yaşıyorsak, ona mutlak lüzum var,
Cumhuriyet, bentler yıkmaz su gibi.
Çoluk çocuğunu bu aşkla büyüt,
Her ilime sahip evrensel boyut,
Millâ kültürümüz adına kayıt,
Cumhuriyet, duru korkmaz su gibi.
Okulda meydanda, en seçkin kürsü,
Sevgisi olmalı, bizlerde ırsi,
Yaşlıya gençlere, okut bu dersi,
Cumhuriyet, ciğer yakmaz su gibi.
Gözü özürlüye, gerekli gözlük,
Her lisana göre, yapılmış sözlük,
Ey SEFİL SELİMÎ, sizlikle bizlik,
Cumhuriyet, boğaz sıkmaz su gibi
-11-
DÖKÜLDÜ
Yar sesini duyamayan odamda,
Sıkıntıdan, suvak bile döküldü.
O var iken, duvar bile gülerdi.
Gideli, sanırsın canım çekildi.
Durum böyle iken elden sakladım,
Gelir diye uma uma bekledim,
Kavak dikti, gidip gelip yokladım,
Dayanmadı, ta kökünden söküldü.
Irmaklar pınarlar, kederli aktı,
Kara taşlar bile gözyaşı döktü,
Yerle gök ağladı, kara yas çekti,
Dağlar kaydı, paldır küldür yıkıldı.
Ateşler söyündü* sular hep dondu,
Geceye gündüze karanlık indi,
SEFİL SELİMÎ de ölüye döndü,
Beklemek zor geldi beli büküldü.
-12-
YAKIYORSUN
Baktığını yakıyorsun,
Güneş midir gözündeki?
Şimşek gibi çakıyorsun,
Hikmet midir özündeki?
Kırk güzelin eşi misin?
Muhammet’in kaşı mısın?
Hüseyin’in başı mısın?
Kanlar nedir yüzündeki?
Gökte gezen İsa mısın?
Tur dolaşan Musa mısın?
Kılıç mısın, asa mısın?
Ali’midir sözündeki?
Ayet misin, Kur’an mısın?
Sorgu sual soran mısın?
SELİMÎ’yi yoran mısın?
Âşıkın mı izindeki?
-13-
NE BİR NE İKİ
Kibar ve narin,
Ne bir ne iki.
Bu derya derin,
Ben de bir saki.
Gelmek istersen,
Bilmek istersen,
Bulmak istersen,
İllâ çok oku.
Eserin hani?
Cihanı tanı,
Evveli sonu,
Araştır teki.
Serilen çeşit,
Neylere eşit,
Sen seni işit,
Olursun baki.
SEFİL SELİMÎ,
Tanrı kalemi,
Aşk meşk âlemi,
Muhabbet gökü.
-14-
ÖDENİR Mİ Kİ?
Emzirdin besledin büyüttün beni,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
Türküyle ezgiyle uyuttun beni,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
Her türlü belâya göksünü gerdin,
Bizler etli-sütlü, sen yavan yerdin,
Malını mülkünü hep bize verdin,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
Tırnağıma taş değdiyse ah çektin,
Rengim uçmuş olsa gözyaşı döktün,
Benim için muhannete baş büktün,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
Yer yüzünü ihya etti etkisi,
Ömrümüzün cennet alâ bitkisi,
Kutsaldır evlâdır ana yetkisi,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
Saygıda sevgide hürmette tadı,
Dünyaya eş değer ananın adı,
SEFİL SELİMÎ’yi aşkıyla yudu,
Anam senin hakkın ödenir mi ki?
-15-
KİM NE ALMIŞ Kİ?
İnsanlığa hizmet vermiş büyükler,
Emek boşa gitmiş, kim ne almış ki?
“Ben ayıktım” diyen uyur sayıklar,
Herkes alay etmiş, kim ne almış ki?
Bakınız dünyada yanlış işlere,
Sakın kapılmayın kötü düşlere,
Muhammet Ali’ye üç ve beşlere
Hainler kin tutmuş, kim ne almış ki?
Hayat tarihi de sokuyor zora,
İsa peygamberi çektiler dara,
Oniki İmam’da pek çetin yara,
Yer gök yasa batmış, kim ne almış ki?
İmam-ı Azam’ı alalım ele,
Kırbaçla can verdi çok çekti çile,
Eba Müslim’e de yaptılar hile,
Ömrü nasıl bitmiş, kim ne almış ki?
Halil İbrahim’i kora attılar,
Hasan’ın suyuna zehir kattılar,
Hüseyin’e çölde piya ettiler,
Kimler kime çatmış kim ne almış ki?
Geçmişten az bir şey pazara döktüm,
Yüreğim burkuldu, içten ah çektim,
Olaylar ne acı içten ah çektim,
Toprak neler yutmuş, kim ne almış ki?
Kalbini temizle, gönlünü yudur,
Battal Gazilerin öyküsü budur,
Dünkünden besbeter bugünkü Bedir,
Kim yanmış kim tütmüş, kim ne almış ki?
Bana yalan deme, kitaplara bak,
Ya bunlara inan ya kendini yak,
SEFİL SELİMÎ’nin yardımcısı Hak,
Anı cana katmış kim ne almış ki?
1994
-16-
HİZMET AŞKI
Hizmet aşkı ile yaşıyorsanız,
İnsanlığı yutan suçlar ölmeli.
Evrensel bir sevgi taşıyorsanız,
Özümüzde yatan suçlar ölmeli.
Soy farkı ırk farkı, neyin nesidir?
Hepsi çiçek gibi dünya süsüdür,
Hayatın dengesi kudret sesidir,
Bu ahenge çatan suçlar ölmeli.
Kendi yerine koy başka birini,
İyi düşünmektir daha derini,
İhya edeceksen bugün yarını,
Yakamızdan tutan suçlar ölmeli.
Kötü kimse yoktur kötülükler var,
Cihanı biz bize ediyoruz dar,
Velhasıl kıyamet kopana kadar,
Cehenneme atan suçlar ölmeli.
Dert yaratan insan dert çeken insan,
Hamlık eden insan hoş bakan insan,
Kör gibi görünüp has çıkan insan,
Beni sana satan suçlar ölmeli.
Kabahat doğurur suç suçu örter,
Üreyip türeyip arttıkça artar,
Ey SEFİL SELİMÎ can sev can kurtar,
Gözümüze batan suçlar ölmeli.
30-09-1996
-17-
BEKTAŞ-I VELİ
On iki deryanın bir tek gemisi,
Veliyullah Hacı Bektaş-ı Veli.
On iki ilimin bir yük gemisi,
Veliyullah Hacı Bektaş-ı Veli.
Sıfatı ademdi, rütbesi hakan,
Geçerdi kendinden yüzüne bakan,
Tespit ettirmedi, nuruna mekân,
Veliyullah Hacı Bektaş-ı Veli.
Muhammet Ali’nin kervan başı o,
Verese içinde baki kişi o,
Ehl-i imanların gönül kuşu o,
Veliyullah Hacı Bektaş-ı Veli.
Gafile karanlık ışıklı yollar,
Methedemez asla aslını diller,
SEFİL SELİMÎ’nin, gözünde seller,
Veliyullah Hacı Bektaş-ı Veli.
12-01-1965
-18-
EMMİ
Yanmış bir harmanın öşürü olmaz,
Soy bizi, sat bizi, sat bizi emmi.
Halkı ezmezseniz başarı olmaz,
Oy bizi, dit bizi, ye bizi emmi.
Ölmüş eşek korkmaz aç kalmış kurttan,
Keseniz dolmadan el çekmen yurttan,
Ancak kurtuluruz bu illet dertten,
Kıy bizi üt bizi ye bizi emmi.
Sizler efendi bey, bizler kul köle,
Lades diyorsunuz hep bile bile,
Hazır bir lokmayız dişini bile,
Say bizi tat bizi ye bizi emmi.
Size dokunulmaz ezmek hakkınız,
Sırtımıza binip gezmek hakkınız,
SEFİL SELİMÎ’yi yüzmek hakkınız,
Yay bizi yut bizi ye bizi emmi.
23-11-1997
-19-
KOCALTTI BENİ
İnsan yüzlü şeytanların hilesi,
Ömrümü götürdü, kocalttı beni.
Dost görünen düşmanların belâsı,
Gönlüme oturdu, kocalttı beni.
Kime inandım da bağlandım ise,
Başımı uğrattı, gama yeise,
Arkadaşım oldu, kederle tasa,
Çileler getirdi kocalttı beni.
“Seviyom” diyenin vurduğu şamar,
Bırakmaz bedende ne kan ne damar,
Elini avcunu sömürür emer,
Böyleler batırdı kocalttı beni.
Yanlış yapma desem sırt döner küser,
Suçu kabul etmez selâmı keser,
Aramızda tipi fırtına eser,
Zamansız yetirdi, kocalttı beni.
İçime kapandım kendimi yıktım,
Konuşsam olmuyor susmaktan bıktım,
SEFİL SELİMÎ’yem eridim aktım,
Dert yükü bitirdi, kocalttı beni.
17-02-1996
-20-
GERDİLER BENİ
Adem sıfatında var oldum tektim,
Cennet-i alâdan sürdüler beni.
Nuh Nebi’den evvel sonra çok çektim,
İsa’yla çarmıha gerdiler beni.
Musa’yken Firavun karşıma çıktı,
Ben acıdım amma kendini yıktı,
“İbrahim’im” dedim ateşe tıktı,
Gülşenler içinde gördüler beni.
Ermişlerin hayatında yerim var,
Özlerinde ruhum, yüzde derim var,
Deryâdaki balıklarda serim var,
Yunus balığına verdiler beni.
Ezilen yüzülen asılan ile,
Tarihlere sığmaz izahsız çile,
Nemrutlar yaptılar daima hile,
Tabuttan tabuta sardılar beni.
O günden bu güne gittikçe geldim,
Kur’an’dan Resul’den bu dersi aldım,
Herkesi yaşadım, her canda oldum,
İbret al meydana serdiler beni.
Bir isim bir cisim teşkil etmez mi,
İman edenlere, bu söz yetmez mi,
Mevlâ’yı seveni Mevlâ tutmaz mı,
Allah’a kul oldum, yordular beni.
Eba Müslim ile can cana oldum,
Yezit’ten Mervan’dan intikam aldım,
Battal Gazi ile yan yana kaldım,
Yardım ettiklerim, vurdular beni.
İnkârcı kör pisik* paha biçemez,
Bu iksiri kara cahil içemez,
Ali’yi sevmeyen kapı açamaz,
Beşler elleriyle derdiler beni.
İnsanları sevdim insandan bezdim,
SEFİL SELİMÎ’yem dağarcık çözdüm,
Türkiye’de durdum dünyayı gezdim,
Hiç sebepsiz yere kırdılar beni.
21-11-1997
-21-
TAŞA TUT BENİ
Cansızlar pek güzel canlılar çirkin,
Çok yönlü araştır, taşa tut beni.
Kinsizler pek özel, kinliler çirkin,
Can cana karıştır, dışa tut beni.
Bir yanda insanlar bir yanda dağ taş,
Biri halkı besler, biri keser baş,
Birisi çok kutsal, diğeri de keş,
İstersen yarıştır, kışa tut beni.
Kara toprak denen şu vefalı dost,
İnsandan çok çekmiş bu şifalı dost,
Biri yardımcıdır biri çeker rest,
İyi sor soruştur yaşa tut beni.
Cansızlar ne yapar canlı ne yapar,
Cansız her şey verir canlılar teper,
SEFİL SELİMÎ’de yoldan tez sapar,
Üstüne varıştır, başa tut beni.
20-11-1997
-22-
YARALANDIK
Gönlümüzden yaralandık,
Yaraladı cahil bizi.
Safa girip sıralandık,
Karaladı gafil bizi.
Her cihette bulduk huzur,
Emir aldı bizden hızır,
Sohbetlerde olduk hazır,
Pareledi bu hal bizi.
Uyurkene ettik secde,
Ayık olup geldik vecde,
Namaz kıldık kaynar sacda,
Korudu, Hak melâl bizi.
Giyiniriz, türlü hırka,
Karışırız, sahi kırka,
Bağlıyız, Kur’an’da çarka,
Böyle kıldı, zülâl bizi.
Âlem içinde âlemiz,
Dillere gelen kelâmız,
Her vücutta var sılamız,
Tutamadı, mahal bizi.
Nadân dedi, “Bunlar sığır”,
Duyduk amma, olduk sağır,
Yeryüzüne olduk bağır,
Bereledi, melâl bizi.
SEFİL SELİMÎ’niz vasi,
Bire bağla tekmil nası,
Ademiz dünya anası,
Bırakmadı, celâl bizi.
16-06-1960
-23-
KİTAP OKUMAK
Bir sevgide Allah adı var,
Haslettir evlâdım, kitap okumak.
Sağa sola sapma ilah tadı var,
Sıhhattir evlâdım, kitap okumak.
İlk Adem de dahil hatta her nesil,
Süphan “Oku” dedi, okudu Resül,
Emre muhalifler mes’uldür mes’ul,
Vuslattır evlâdım, kitap okumak.
“İlim Çin’de ise git al” diyoruz,
“Beşikten mezara yet bul” diyoruz,
Gündüz gece oku, bol bol diyoruz,
Ruhsattır evlâdım, kitap okumak.
Hazreti Ali’den rivayet şu söz;
“Bir harf öğretenin kulu yüzde yüz,”
Aklın bağlandıysa, düğümünü çöz,
Rahmettir evlâdım, kitap okumak.
El bağlayıp diz çök muallime uy,
Çok planlı çalış büyük sözü duy,
Her ilimi öğren kürsülere koy,
Devlettir evlâdım, kitap okumak.
İnce yönlerini görmek gerekli,
Kütüphanelerden çıkmaz meraklı,
Hiç fasıla verme, oku sürekli,
Sebattır evlâdım, kitap okumak.
Celse açtım, yorum yaptım işe bak,
Zekân varsa eğer çiğ yanını yak,
Oku, diplomanı iş yerine tak,
Şöhrettir evlâdım, kitap okumak.
Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye göre,
Kitap her kişiye kutsal bir töre,
Mevlana okudu benzedi nura,
Mürşittir evlâdım, kitap okumak.
Kutlu bir emanet bilirsen dersi,
Senden siler alır, gafleti hırsı,
Yetişen terk eder çalımı forsu,
Hürmettir evladım, kitap okumak.
Hanım evliyalar, hanım vekiller,
Talebe bekliyor bütün okullar,
Fertlerde tekamül etsin akıllar,
Tevhittir evladım, kitap okumak.
Kitaplıklar yaptır, evini süsle
En uzak, en yakın komşunu sesle,
Yüreğinde yaşat kanınla besle,
Üstattır evladım, kitap okumak.
Dün ve bugün, yarın yine sen varsın,
Oku buluşlar bul cihanı sarsın,
Kıyamet kopsa da yanında dursun,
Kanattır evladım, kitap okumak.
SEFİL SELİMÎ’ de böyledir böyle,
Ölmeden evvela vasiyet eyle,
Kefene bir kitap koysunlar şöyle,
Patenttir evladım, kitap okumak.
-24-
EVLATLIK
Yakamı bıraksın gebersin diye,
Pis nefsime kurşun sıktım evlatlık.
Sebebini sorun acaba niye?
Kötü huylarımdan bıktım evlatlık.
Bukelemun gibi değişemem renk,
Olmak istiyorum temiz suya denk,
Kendi kibirimle ediyorum cenk,
Kin adlı düşmanı yıktım evlatlık.
Yezit kim, mervan kim anlayabildim,
Yerimi yurdumu benlikte buldum,
Zalim ikilikten öcümü aldım,
Kaprisime karşı çıktım evlatlık.
Ne güzel örnek Şakir’le Zakir,
Hangisi evladır hangisi hakir,
Manayı mantığı okur bu fakir,
Küfürümü kabre tıktım evlatlık.
Bazı suçlu oldum, bazı da kadı,
İnsanı mahveden ihtiras tadı,
Aşkın aşılığın mübarek adı,
Bu adla dünyaya baktım evlatlık.
Sefil Selimi’den sordum ben neyim,
Köleye köleyim, beylere beyim,
Ha varım, ha yokum bir damla suyum,
Mecramdan bendime aktım evlatlık.
1995
-25-
TÜRKÇE DİLİ KADAR ÂLÂ BİR DİL YOK
Bunu böyle bilsin her ırk her nesil,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Lehçeler, şiveler hepsi pek asil,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Dünya devletleri akıl yorsunlar,
Kurullar toplansın heyet kursunlar,
Bizden değil birbirinden sorsunlar,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Yazıda, lisanda, ses de ki gücü,
Hissi akla bağlar, hece de ucu,
Edebiyat denen kültürün tacı,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Ummanlara benzer engin mi engin,
Yelerden göklerden zengin mi zengin,
Bahçıvan başıdır her çeşit rengin,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Bir lafın çok yönlü manâsı vardır,
İnsan kafatası taşımaz dardır,
Anlatmak ne mümkün, kavramak zordur,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Türkçeyi bilirim diyen yanılır,
Nasıl konuşulsa öyle sanılır,
Biraz anlayanın adı anılır
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Şairler âşıklar, şiirler yazar,
Sevenleri arar, bu zarif pazar,
Lügatlere sığmaz, duyguda gezer,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Şunu gördüm, üç beş mezar taşında
Dilin seni korur, bekler başında,
Sahip çık, olsan da yüz bin yaşında,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
Kâinatın süsü, yer gök hakimi,
İnsanlığın ilacı ve hekimi,
SEFİL SELİMİ’nin budur hükümü,
Türkçe dili kadar âlâ bir dil yok.
10-10-1996
-26
DÜŞTÜK
Siyaset yapıyor, demeyin bana,
Kokuttular bizi tuzlara düştük.
Naziktir, kıvırıp atma yabana,
Derya kutuplaştı, buzlara düştük.
Gözümüz değmesin, işler pek gıcır,
Vekile dokunma, canları acır,
Halkı eze-boza ettiler mıcır,
Meclis yollarında, tozlara düştük.
Müstesna zatlardan dilerim özür,
Bazısı şah gibi. bazısı vezir,
Mucize bekleriz, geç kaldı Hızır,
Aydınlığa çıkmaz, izlere düştük.
“Eyvah” dedik amma, iş işten geçti,
Tazı tüfek evde, av dağa kaçtı,
Çıkılmaz inilmez, uçurum açtı,
Boşluğa yittiler, közlere düştük.
Nedamet duymayan, pişman olmayan,
İkaz etsek dahi yola gelmeyen,
Halkına hizmeti şiar bilmeyen,
Milleti sömüren yozlara düştük.
Verelim yesinler, örtek yatsınlar,
Daha ucu sivri kazık atsınlar,
SEFİL SELİMİ’yi çekip satsınlar,
Para ihtiyaçlı bozlara düştük.
22-11-1997
-27-
AZRAİL
Haklı haksız, birbirine karıştı,
Yetiş sen bunları ayır Azrail.
Kedi beygir oldu, tayla yarıştı,
Bir köşeden etme seyir Azrail.
Karga bülbülleşti, diken gülleşti,
Tavşan sansar aslan ile elleşti,
Ballar zehirleşti, zehir ballaştı,
Zehiri yiyeni kayır* Azrail.
İhtiyar demezsin, genç demezsin sen,
Yaşlısın ölmezsin, kocamazsın sen,
Mazlum seni arar, hak yemezsin sen,
N’olur kılıcını sıyır Azrail.
Ne sorar, ne arar, ne de görünür,
Mübarek de can almaya erinir,
Şaşkınlık çoğaldı âlem sürünür,
Durma, yandık cayır cayır Azrail.
SEFİL SELİMÎ’yi dertlet içten yer,
Herkesin bin, benim bir tek arzum var,
Bir saatlik vazifeni bana ver,
Teklifime deme “Hayır” Azrail.
24-12-1971
-28-
TEK ADAM
İstiklâl istikbâl hürriyet için,
Cephelerde ömür verdi Tek Adam.
Gericilik niçin, yobazlık niçin,
Türkiye’ye hayat verdi Tek Adam.
Okuldur, kitaptır, oku ve okut,
Paramıza pirim, geçerli nakit,
Yaşlanmaz, harcanmaz, dip diri vakit,
Ölmemek sırrına erdi Tek Adam.
Araştır, incele, öğren bu zâtı,
Kapsamı sınırsız, hayranı Batı,
Kâinata hakim, çattığı çatı,
Hürriyet sergisi serdi Tek Adam.
Laik demokrasi yaşar ülkemiz,
Devrimleri korumaktır ilkemiz,
Vatan hepimizin, ortak mülkümüz,
Kalelere bayrak gerdi Tek Adam.
Ne bilmecedir, ne de bir masal,
Hiç benzeri yoktur, uymaz her misal,
Adı Cumhuriyet onu öncü al,
Aydın gönüllere girdi Tek Adam.
Öz veri, hoş veri, kafa yapısı,
Latin harfleriyle lisan yapısı,
Medeni kanundur, mührü tapusu,
“Kadın erkek eşit” derdi Tek Adam.
Bu vatan, bu millet her ülkeye baş,
Ellerinde cana geldi kara taş,
Soyadı, kıyafet, yenilikler hoş,
Eski ölçüleri kırdı Tek Adam.
Mutluluk, kutluluk iksiri sundu,
Tabiri caizse ölümü yendi,
Her bir kelimesi güneşe döndü,
Bu vatanda doğan nurdu Tek Adam.
Birlik-beraberlik tohumu ekti,
Zulüm bitkisini kökünden söktü,
Halkı halktan eden sebebi yıktı,
İnsan ayırmayan yardı Tek Adam.
Yanlışa hataya eksiğe yer yok,
Tatbike kalmayan dedikleri çok,
Bakmak istiyorsan o gözlere bak,
Bizi kendi gibi gördü Tek Adam.
Onayla, kabul et üç-beş sözümü,
Ben ölürken o sıvazlar gözümü,
Mustafa Kemalci kefen bezimi,
Devrim nakışıyla ördü Tek Adam.
İsmi vatan, cismi vatan koca Türk,
Halkı seven, halkı tutan koca Türk,
SEFİL SELİMÎ’de yatan koca Türk,
Yalınız başına ordu tek adam.
1996
-29-
KİM
Diri miyim, ölü müyüm,
Dilimdeki seslenen kim?
Akılsız bir deli miyim,
Gönlümdeki haslanan kim?
Baka bildiğim her yerde,
Örtmez onu hiçbir perde,
Cahil der ki “Göster nerde?”
Ruhumda ki süslenen kim?
Şüphemle merakım bitsin,
Yol bilen elimden tutsun,
Biri bana tarif etsin,
Canımda ki beslenen kim?
Kaçmak isterim kaçamam,
Seçmek çok zordur seçemem,
Tek bir yönünü açamam,
Köşkümde ki yaslanan kim?
Kendini bağrım da saklar,
SEFİL SELİMİ’yi aklar,
Her canlıyı her an yoklar,
İnsandaki rastlanan kim?
13-03-1998
-30-
DİŞ BİLEMİŞLER
Ağzı gübreliler, diş bilemişler,
Varsın bilesinler meze değilim.
Demiri geverken* kırılır dişler,
Ayyaş bardağında boza değilim.
Erkek var ki, cadı karıdan cadı,
Yiğit belleyerek konulmuş adı,
Turpa turp gibidir, şekerin tadı,
Turşu meclisinde aza değilim.
Dost kılıklı düşman, yoluma durmuş,
İyliğim kötünün dibine vurmuş,
Devler, kendisini aynada görmüş,
Basıp ezeceğim, koza değilim.
Doluya ürüyen, boşa ürüyen,
Kendi isteğince hizmet arayan,
Eli ezip sırf şahsını koruyan,
Vahşi barındıran kaza değilim.
Her insana bel bükerek baş eğmem,
Torların** avcuna kabına sığmam,
Yılan yılandır ya, canı var değmem,***
Ezip öldürmeye rıza değilim.
Herkese et versen, dediği yerden,
Bu sefer başını çıkartmaz yardan,
SEFİL SELİMÎ’yem, saklıyım körden,
Körlerin gezdiği müze değilim.
1967
-31-
VATANIM BAYRAĞIM
Her şeyden çok efdal, canımdan kutsal,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
Dört unsura bağlan, oku bilgi al,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
Can bağım, kan bağım, hayat kaynağım,
Mektebim, kitabım, niyet kaynağım,
Aklım, fikrim, duygum, yürekte yağım,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
Mehmet Akif’lere millî his veren,
Behçet Kemallerin ruhuna giren,
Pek çok Mevlânâ’yı bağrına saran,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
Toprağın mübarek suyun zemzemdir,
İklimlerin şifa, tozların emdir*,
Senden ayrı kalmak yastır matemdir,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
Aşkınızla ölen en yüce varlık,
Sınırın içinde istersin birlik,
SEFİL SELİMÎ’ye bahşettin hürlük,
Vatanım, bayrağım, Kemal’im, dinim.
14-02-1966
-32-
MAHVOLDUM
Soyguncuydum, mağzaları soyardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Zor kullanır, tatlı cana kıyardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Humarcıydım, humarcıyı aradım,
O olmazsa, beş on kana girerdim,
Mezar açar, altın dişi kırardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Hovardayken, düşünmezdim geriyi,
Cindar iken, yürütürdüm deriyi,
Çok yutturdum, altın diye sarıyı,*
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Çoban durdum, inkâr ettim sürüyü,
Kolcu oldum, sattım orman koruyu,
Gümrükcüyken, ben alırdım yarıyı,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Ayyaş idim, çok içerdim rakıyı,
Esrar çeker, çıkamazdım sekiyi,
Hesapçıydım, bölemezdim ikiyi,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Kasap iken beygir eti satardım,
Bastırmaya sucuğa da katardım,
Bilirlerse, tutar sopa atardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Meclislere sokranarak* varırdım,
Düşkünlere, bir de tepik** vururdum,
Derman isteyene, zehir verirdim,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Hoca iken, dervişlere kızardım,
Âşıkların derisini yüzerdim,
Bir muskayı bin liraya yazardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Kaçakçıyken, bol bol mermi yakardım,
Takipçiyi, vurur vurur yıkardım,
Çoğu ölür, kaçar dağa çıkardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Mağrur iken ipekler de yatmazdım,
Konuşmaya tenezzül de etmezdim,
Beğenip de insan eli tutmazdım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Fesatçıyken, melekleri kandırdım,
Yanan ocakları yıktım söndürdüm,
Yalan ile, denizleri dondurdum,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Cimri idim, az yer idim doyardım,
Aç durursam, onu kazanç sayardım,
Avrat kızsa, hemen hesap dayardım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Çiftçi iken, meraları sökerdim,
Bazı ağlar, göz yaşımı ekerdim,
Öküz olur, sabanı da çekerdim,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Memur iken, rüşvet aldım tutuldum,
Hapsolmadım, vazifemden atıldım,
Hırsız oldum, çetelere katıldım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Çok çalıştım, çok düşündüm, bunadım,
Siyasette, rakipleri kınadım,
Sandıklardan, oy çalmayı sınadım,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Kendi kararımca, rüzgâr estirdim,
Softa iken, arifleri kusturdum,
İhtirastan, nice başlar kestirdim,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
Kısa yazdım, uzun uzun düşünün,
Bu da aynasıdır, canlı kişinin,
Hesabı bu kadar gönül işinin,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
SEFİL SELİMÎ’nin haline bakın
Bu gibi gaflete düşmeyin sakın,
İster söze gelin, isterse çekin,
Kazanırım sandım amma, mahvoldum.
09-08-1968
-33-
DÜVAZ İMAM
Muhammet Kuran’ım, Ali de şahım,
Hasan-Hüseyin’den can esirgemem.
Zeynel Âbidin’dir, beden de ruhum,
İmam-ı Bakır’dan, kan esirgemem.
Cafer-i Sadık’la Musa-yı Kâzım,
İmam Alirıza alnımda yazım,
Taki’yle, Naki’yle yanıyor özüm,
Hasan el Asker’den şan esirgemem.
Onikinci İmam Muhammet Mehdi,
Onu görenlerin açılır bahtı,
SEFİL SELİMÎ’nin olursa ahdi
Hak yüzü görenden ten esirgemem.
1965
-34-
ARADA KALDIM
Herkesi çok sevdim neye yaradı,
Çiğnendim, ezildim, arada kaldım.
Menfaati olan beni aradı,
Yıprandım, bozuldum arada kaldım.
Bir şey mi kazandım, bir şey mi buldum,
Takdir mi ettiler, gam keder doldum,
Birkaç dakikada, bin defa öldüm,
Taşlandım, yüzüldüm, arada kaldım.
Birlik-beraberlik istedim diye,
Kapılar yüzüme kapanır niye,
Sözünün sahibi insan hani ya,
El için bozuldum, arada kaldım.
Herhangi bir yana taviz vermedim,
Sanat icra ettim, ayrı görmedim,
Hiçbir parti maskesine girmedim,
Yenildim, üzüldüm arada kaldım.
Saygıyı, hürmeti sermaye saydım*,
Neşeyi unuttum acıya doydum,
SEFİL SELİMÎ’yem Mevlâ’ya uydum,
Tarihe yazıldım, arada kaldım.
02-10-1996
-35-
DIŞ KAPIDAN GERİ DÖNDÜM
Seni görmek için geldim,
Dış kapıdan geri döndüm.
Boynu bükük, mahcup kaldım,
Dış kapıdan geri döndüm.
Ses gelmedi, çıt çıkmadı,
Hasret benden el çekmedi,
Kimse yüzüme bakmadı,
Dış kapıdan geri döndüm.
Gün çok defa doğdu battı,
Sahur geçti, şafak attı,
İşçiler işine gitti,
Dış kapıdan geri döndüm.
Avluda ki suyun sesi,
Yem koyduğun kuş kafesi,
Kesti bendeki nefesi,
Dış kapıdan geri döndüm.
Çok üşüttüm, hasta oldum,
Seni sevdim sensiz kaldım,
Derman bekledim, dert buldum,
Dış kapıdan geri döndüm.
Mektup bıraktım babana,
Bir çiçek gönderdim sana,
Ağıt, zılgıt yana yana,
Dış kapıdan geri döndüm.
Görme perişan halimi,
Ölse de SEFİL SELİMÎ,
Soldurdun umut gülümü,
Dış kapıdan geri döndüm.
21-11-1997
-36-
NAHCIVAN*
Bayrağım, sancağım, vatanım, ruhum,
Canım Azerbaycan, özüm Nahcıvan.
Şerefim, milletim, sultanım, şahım,
Kanım Azerbaycan, gözüm Nahcıvan.
Aklımız, fikrimiz, adet töremiz,
Tarih kitabımız, hayat süremiz,
Türklük kaynağımız, kutsal yöremiz,
Şanım Azerbaycan, sözüm Nahcıvan.
Birlik ummanımız, soy sop gülümüz,
Kültür diyarımız, saz söz dilimiz,
Aşk meşk iksirimiz, iman yolumuz,
Günüm Azerbaycan, sızım Nahcıvan.
Azaplı Mikâil has sergi sermiş,
Hasan el-Askeri eserler vermiş,
Tarihi can yakar zulümler görmüş,
Dünüm Azerbaycan, bizim Nahcıvan.
Tarlara sazlara ilhamlar verdi,
Âşıklar şairler mekânı yurdu,
İnledi inletti hiç bitmez derdi,
Konum Azerbaycan, yazım Nahcıvan.
Avukat Cahit Bey yönetmen bize,
Ahmet Şatıroğlu misafir bize,
Sanatçımız Uğur ses katar saza,
Ünüm Azerbaycan, sazım Nahcıvan.
Devlet büyükleri bütün liderler,
Türkiye’den size selâm ederler,
Gardaşlar, bacılar, yaşlı pederler,
Sonum Azerbaycan, közüm Nahcıvan.
Davetiniz ince anlam taşıyor,
Sayın konsolos da bu sır yaşıyor,
SEFİL SELİMÎ’ye sevmek düşüyor,
Tanım Azerbaycan, hazım Nahcıvan.
10-03-1996
-37-
DİRİ İDİM BEN
Anam yokken, babam yokken, bir zaman,
Her şey ber-hayattı, diri idim ben.
Sıfat sübutuma olmasın güman,
Adem’le Havva’nın nuru idim ben.
Yer gök olmaz idi olmasam şayet,
Ebedî bakiyim, sürerim hayat,
Tasvire çalışır Kuran’la ayet,
Ay ile güneşin sırrı idim ben.
Donum* çoktur, boyam çoktur seçilmez,
Ölür sağalırım**, kefen biçilmez,
Kati emrin vardır, asla kaçılmaz,
Bütün mevcudatın piri idim ben.
Eğer düşünürsek, tamamı sahi,
Bu da felsefedir, değildir vahi,***
Beden bir dünyadır içinde şahı,
Bütün sepetlerde arı idim ben.
Keşfi yapılmamış beldeyim işte,
Görene bilene, kuldayım işte,
SEFİL SELİMÎ’yle dildeyim işte,
Binbir isimin de biri idim ben.
1966
-38-
BEN
Kendimi yitirdim, sorar dururum,
Herkes de ararım deli miyim ben?
Bu seyrimde acep kimi görürüm,
Görüp gösterenin dili miyim ben?
Uzakta, yakında kim olur olsun,
Aynı nitelikte eksiksiz dolsun,
Aklım var diyenler, bir çözüm bulsun
Küp gibi boş muyum, dolu muyum ben?
Ezildim, yüzüldüm, yüzüm aklandı,
Kinlerimi yaktım, özüm paklandı,
İkilik denilen, küfrüm yoklandı,
Acep diri miyim, ölü müyüm ben?
Yerde mi, gökte mi nerede, neyim?
Bazen çok katıyım, bazen de suyum,
Yaşımı unuttum, hak taşır huyum,
Hayat bahçesinin gülü müyüm ben?
Sizler karar verin el âlem duysun,
Âşık âşık ise aslına uysun,
Cahil de, âlim de ders alsın doysun,
SEFİL SELİMÎ’yim Selimî’yim ben.
19-10-1997
-39-
SÖYLEMEDEN
Bir şeyler söylemek, bir şey anlatmaz,
Konuşmuş olalım, söz söylemeden.
Altınlar pas tutmaz, insanlık yitmez,
Merdanlık bulalım söz söylemeden.
Bizde dost, sizde dost, ruh ve can gibi,
Gönlümüzde, ışık olsun gün gibi,
Ben sana benzerim, sende ben gibi,
Yan yana kalalım, söz söylemeden.
Birlik-beraberlik doğsun her yere,
Güzellikler sığmaz, ufku dar yere,
Biz bizleri atmayalım zor yere,
Haktan pay alalım, söz söylemeden.
Dedi-kodu ölür muhabbet artar,
İkiliği yok et yakanı kurtar,
Bu SEFİL SELİMÎ kendini yırtar,
Sadede gelelim söz söylemeden
24-11-1997
-40-
NEDEN
Ehil bir sarrafa varırsan eğer,
Maden kıymet bulur, taş olmaz neden?
Pazara çıkınca hazine değer,
Cevahire bakır eş olmaz neden?
Bu hususta biraz eyleyim lisan,
Maksadı dinleyip anlarsa insan,
Yüzde, öze baktım hep aynı desen,
Özü dolu olan, boş olmaz neden?
Himmet et, kalmayım,aşkın dışında,
Yolcuyum beklerim, yolun başında,
Aşka erenlerin mevcut işinde,
Bahar hüküm sürer, kış olmaz neden?
Yakıp sen kendini Kerem’e dönder,
Ararım âlemde ulu bir önder,
Ya lokmanı gönder, ya ilaç gönder,
Yaralı gönlümde coş olmaz neden?
Erenler cemine destura geldim,
Aşkın çeşmesinden destimi doldum,
Kendi cenazemi ben kendim kıldım,
Ölülere başka iş olmaz neden?
Bu dert bedenimde benimle yürür,
Eğerki bıraksam cihanı bürür,
SEFİL SELİMÎ’yi peşinden sürür,
Aşıklar, dertlerden dış olmaz neden?
14-7-1972
-41-
BENDEN
Her kılıçtan keskin, kıldan çok ince,
Sırat Köprüsü’yüm şer korkar benden.
Dört unsurdan sonra dört şeyden önce,
Hayat kapısıyım, tor* korkar benden.
Cennet bahçesiyim, çiçeğim solmaz,
Kıyamet günüyüm, günahkâr bilmez,
Cehennem gibiyim, yaktığım olmaz,
Sevap sitesiyim, hor korkar benden.
Boş kubbede doksan bin yıl dinlendim,
İlk Adem’in ruhu ile canlandım,
Akıl fikir iman buldum kanlandım,
Kudret yapısıyım kör korkar benden.
Gecenin gündüzün dönüşündeyim,
Güneşin yıldızın yanışındayım,
Yanlış hükümlerin sönüşündeyim,
Rahman çatısıyım, çor* korkar benden.
SEFİL SELİMÎ’niz deryada katre,
Gönül ölçüsüyüm değilim metre,
Dünya bana göre sanki bir litre,
Süphan kutusuyum, mar korkar benden.
10-10-1996
-42-
GAFLET SEN
Yalanları yanlışları gerçek diye yutmuşum,
Adından ve tadından bıkıp nefret etmişim,
Sen ki buzdan soğuksun estirdiğin yel sıcak,
Üzerimden artık kalk, yeter çökme gaflet sen.
Dağıttığın sermaye, tutanları mahvetti,
Padişah ettiklerin, kardeşini katletti,
İnsana tuzağın çok, kaçsan da vaden yetti,
Yüzünden maskeyi at, maske takma gaflet sen.
Susamışa su diye, zehiri içirirsin,
On çengelli pençeni, göğsüne geçirirsin,
İradesi zayıfın aklını kaçırırsın,
Çeşit çeşit oyunla,bizi yıkma gaflet sen.
Cemiyete düşmandır, sana gıptayla bakan,
Yıkılıp gitmelisin tutamazsın bir mekan,
Beşeriyet seninle savaşa girmiş iken,
Gürültülü ses ile mermi yakma gaflet sen.
İhtarımız bu sana, ihtiyatlı gez artık,
Çarşafını yırtarız, olsan da gizli örtük,
Peşinden sürükleme, bizleri kahpe sürtük,
Hançerini bileyip kula sokma gaflet sen.
Eline düşenleri, sürüm sürüm sürürsün,
Kar gibi görünerek, bol bol zarar verirsin,
Severek okşayarak, tokat tekme vurursun,
Sigarama çakmağı yakmam çakma gaflet sen.
Meydandan çekilip git, namus alsın yerini,
Leşin ortadan kalksın, namus bulsun yerini,
Bağlılık at oynatsın, birlik bilsin yerini,
Bağdaki fidanları çekip sökme gaflet sen.
Çırıl çıplak karşımda dudağıma bal çalma,
Kandırıp uyuşturup ciğerime el salma,
SEFİL SELİMÎ uymaz gelip gidip dost olma,
Götürüp dağ başında, beni ekme gaflet sen.
-43-
YARASIN
Biraz şor* edek
Yare yarasın.
Bilerek gidek,
Herkes arasın.
İrşad olsun tor,
Kolaylaşsın zor,
Yanlış, eksik, hor,
Yakın varasın.
Sen kendini yer,
Dert dertliyi yer,
Hepimizi yer,
Yerden sorasın.
Telaşe niye,
Kalırsın yaya,
Ölüm var diye
Temiz durasın
Ölürsün diril,
Yan morul morul,
Ya sev ya vurul,
Sefa süresin.
İşte ben buyum,
Sen söyle neyim,
Bir damla suyum,
İç ki göresin.
Bakım yap kısma,
Pürüne** basma,
Budarken kesme,
Fidan uzasın.
Çekirdeği ek,
Marazını*** sök,
Filizlensin kök,
Bıyık burasın.
Cehilde cefa,
Olgunda sefa,
Ermişte şifa,
Çoktur eresin.
SEFİL SELİMÎ,
Tatlı balımı,
Sohbet gülümü,
Sevip deresin.
21-4-1990
-44-
SÖYLEYİN
Kurbağa, bülbüllük şahinlik taslar,
Uçtuğunu gören var mı, söyleyin.
Tosbağa, aslanlık kaplanlık taslar,
Beyler gözleriniz kör mü, söyleyin.
Çekirgeyi gören deve kaçıyor,
Yarasa, ağzından ateş saçıyor,
Böcekler, fillere savaş açıyor,
Kim kimi alt eder zor mu, söyleyin.
Yılan, “Ben cennete bekçiyim” diyor,
Fare, kedileri sansarı yiyor,
Kör kösnü* dozere meydan okuyor,
Değer yargıları bir mi, söyleyin.
Tilkiler, çakallar hampa arıyor,
Baskın yapmak için çete kuruyor,
Sinek, kendisini kral görüyor,
Sineklerle kral yar mı, söyleyin.
Koça özeniyor, pirelerle bit,
Ey SEFİL SELİMÎ iyi tahlil et,
Fenalıktan vazgeç doğruları tut,
Kötü “Ben kötüyüm” der mi söyleyin.
16-2-1996
-45-
YAVRUM
Ne ağla ne sızla ne inle yavrum,
Seni, kuş tüyüne yatıracaklar.
Kulağını ver de söz dinle yavrum,
Halkın ocağını batıracaklar.
Falan filan parti veyahut dernek,
Menfaate alet, ap açık örnek,
Ya bir diş geçirir ya atar tırnak,
Bizi yola yola bitirecekler.
Nasıl bileceğiz, kim kimden düzgün?
Güven ortamı yok, dost dosttan bezgin,
Ben dindarım diyen herkesten azgın,
Sizi cehenneme götürecekler.
Felaket yelleri yaman esiyor,
Fırtına şiddetli nefes kesiyor,
İnsanımız hasta kanlar kusuyor,
Yarasına merhem getirecekler.
Azımı çoğa say, üstünde düşün,
Çok çalış çabala, ağrımaz başın,
Ey SEFİL SELİMÎ bitiktir işin,
Yiyip içmez canlı yetirecekler.
9-9-1994
-46-
BARBARLAR
Tarihler şahittir ıspatı kolay,
İslâmı kahpece vurdu barbarlar.
Menfaat gereği her korkunç olay,
Vahşet saçtı tuzak kurdu barbarlar.
Azerbaycan, Bosna, Çeçenistanda,
Cesetler kokuyor, kan var her yanda,
Kudurmuş yamyamlar, azgın şu anda,
Cinayet sergisi serdi barbarlar.
Terörist caniler kimin uşağı,
Sapık devletlerin iğrenç kuşağı,
Gübreden abgından daha aşağı,
Boynuzda çamur gördü barbarlar.
Asil Türk milleti eyliyor sabır,
Rus dediğin hain, kullanır cebir,
Vahşi canavarlar, hepsi et obur,
Kuyruk dikti boyun kırdı barbarlar.
Esnek Yahudiler oynak kâfirler,
Mahsus koymuş ara yere sefirler,
Yüreğini teslim almış küfürler,
Sömürmeye kafa yormuş barbarlar
İyi görünerek, zehir saçarlar,
Hak hukuk var dersen, hemen kaçarlar,
Beni affeyleyin, dona sıçarlar,
Domuz gibi hayat sürmüş barbarlar.
Mukayese kabul etmez soyumuz,
Asil azmaz derler hoştur huyumuz,
Onikinin Şahı* olur dayımız,
Ona dil uzatmış ürmüş barbarlar.
Ne ilktir ne sondur Türklere hücum,
Hepsine baş gelir, imanım gücüm,
Kur’an-ı Azimşan tahtım ve tacım,
Reddeylemiş karşı durmuş barbarlar.
Dışarda içerde zemmeden yeren,
Nefsi emmareyle fetvalar veren,
Gönül hanem kabir dış yüzüm viran,
Boşa günahıma girmiş barbarlar.
sizlərdən gələn məktublar
folklor
May 18, 2008 2:00
Baxış sayı: 97
Şərhlər(0)
